|
Uygarlığın Doğduğu Şehir: Şanlıurfa
İlkçağdan Günümüze Urfa'da Sanat ve Edebiyat
Roma ve Bizans Dönemi (116-639) Suruçlu Aziz Yakup 451 yılında doğan Suruçlu Aziz Yakup,
Süryânilerin en güçlü şairi olarak bilinir. Bizzat kendisine ait ve ismiyle
anılan şiir ölçüsü vardır. XII. yüzyılda Süryâni Metropoliti bar Hebraeus,
Suruçlu’nun 760 kasidesi olduğunu kaydeder. Bunlar 12’lik vezinle yazılmıştır.
Günümüze parşömen üzerine yazılmış 400 kadar şiiri ulaşmıştır. Onun şiirini şair-filozof Bar Madeni şöyle tanımlar: “Suruçlu Aziz Yakup,
ilmi şiir hususunda Aziz Afram’dan sonra meşhur olan ikinci şairimizdir. Ahlak
hususunda ve inzivaya çekilmiş konulardaki ilginç kasideleri ve vaizleriyle bizi
hayrete düşürür. Özellikle hoş kokulu ve şaşırtıcı bahçesine girdiğinizde ve
onun büyük denizinin derinliklerine daldığınızda, temiz bir ruh olduğunuzu
hissedip, meleklerin ruhlarıyla beraber uçtuğunuzu ve ebedi gerçeklik
yiğitleriyle olduğunuzu tasavvur etmekten kendinizi alamazsınız” Süryâni şiirinde Suruçlu Aziz Yakup diye bilinen ölçü, 12 heceli bir temel
üzerini oturmuştur. Çünkü giriş, gelişme ve sonuç kısmındaki mısralar, 4 heceli
olup ve üç unsurdan oluşmaktadır. Şiirlerini hep bu ölçüye göre nazımladığı için
bu 12 hece ölçüsü de kendisine aittir. Ondan sonraki şairler de, bu ölçüye göre
manzumelerini (şiir) bestelemişlerdir. Arapçadaki munseriğ, reciz ve hafif
ölçülü şiirler, bu 12 hece ölçüsüne uyum sağlamaktadır. Bu dönemdeki sanat ve
edebiyat ortamı hakkında Suruçlu Yakup şunları yazar: “Dans, spor ve müzik,
uyduruk masal taklidi, düşünceleri zedeleyen öğretiler, gerçek olmayan şiirler,
rahatsız edici ve sıkıcı sesler, çocukları kendilerine çeken melodiler, düzenli
ve büyüleyici şarkılar, ustalıkla bestelenmiş ilâhi şarkılar, Grekler tarafından
çılgınca bulunmuş (bestelenmiş) uyduruk ilâhiler…… (tiyatronun) meyveleridir.”
Suruçlu Aziz Yakup’un Mektupları: I. Mektup Sevgi altın gibidir, ama inanç inci gibidir…… nereden geldin ey inci?........
Sen ışığın gizlerinden daha iyisin………. Tüccarların istediği sensin, seni arayıp
bulana kadar tatmin olamazlar…….. Değerli taş cevaplar, “ben ışığın kızıyım; benim içimde onun görüntüsü
şekillenmiştir. Yüksekliği terk edip, uçurumun (Abis) derinliğine inmişim ve
onunla temas etmişim. Gök kubbenin nesiyim; büyük döl yatağında doğmuşum. Benden
önce şimşekler çaktı, gök gürültüsü benim yoldaşımdır, bulutlar alanları içinde
beni korudular ve rüzgar taşıyarak beni getirdi, ışığın buğuları içinde
örtüldüm. Babamın evinden aşağı indim, deniz benimle karşılaşmayı çok istiyordu
ve beni kabul etti, içinde derinden kucakladı beni. Suda yıkandım ve benim
güzelliğim bozulmamıştı, karanlık rahim bana delik açtı ve parlaklığım
örtülmedi.” II. Mektup (Aziz Yakup tarafından Edessalı Paulus’a gönderilmiştir) “Güzelliğiniz eziyet görmemiş olsaydı, o güzellik ortaya çıkmayacaktı ve
büyük onurunuz kırılmamış olsaydı siz, siz olmayacaktınız…….. Şimdi benim
efendim bütün topraklarda haz duyuluyor ve küçük bir cemaat memnundu, çünkü
cemaatin başı, cemaatine geri dönüyordu ve tüm kiliseler meşale ışığıyla
parlıyordu ve ilâhilerle ruhani bir hava estiriyorlardı. Ve cemaatin tümü bütün
kalpleriyle iman eden imparatorun ve senin kudsiyetine dua ediyorlar….. Edessalı
papaz sayesinde bizim imparatorun inancı dünyada bir güneş gibi doğması
münasiptir. İsa’nın ilk nişanlandığı şehir Edessa, her zaman faziletle dolu en
büyük olması münasiptir.” “Putların Düşüşü Üzerine” adlı kitabından bir bölüm: “Efendimizin günlerinde dünyaya büyük bir ışık görünmüştü ve ışığın
görünmesiyle karanlıktaki alemlere neşe getirmiştir. Tanrının ışığında gölgeler
yok olmuştu: gölgeler ondan korkmuşlardı, gölgeler biri diğerini yuttu, ölüp
defolup gittiler. Dürüstlüğün saf güneşi. Alemde Golgotha’da ortaya çıktı ve
putperestliğin ışığını saf dışı etti. (Şeytan) Edessa’da ve Antakya’da diğer putlar ve Apollo’yu dikti. Nabu ve
Bel’i (fazlasıyla) birçoğunu yerleştirdi. Şeytan, Sin ve Baalşamin ve Bar Nemre
ve Mari’nin köpek yıldızları ve Tar’atha (ve) Gedlath tanrıçaları sayesinde
Harran’ı doğru yoldan çıkardı. O Mabbog’u tanrıçaların rahiplerinin bir şehri
yaptı. Tepelerin zirvesinde (şeytan) tanrıçalara saraylar yaptı. Ve yüksek
mekânlarda putlara boyalı tapınaklar (inşa etmişti)……. Bir tepenin üzerinde
Hermes için bir sunak inşa edilmişti; bir vadiye Herakles (Vadi)si adı
verilmişti ve bir başka yüksek yere de “Tanrılar Evi” adı verilmişti.
Kurbanların kanıyla sulanmamış bir tepe ve tanrılar uğruna şarap dökülmeyen
alçak (ova gibi yüksekliği az yerler) yer kalmamıştı, gençlerin birçoğu
tanrılara kurban olarak veriliyordu ve bakire kızlar dişi putlar için
kesiliyordu……. Güneş ve Ay ve Venüs yıldızının ve ışık verenlere………. Ve tanrılar
şanlı, şöhretli koltuklarına kurulmuş kibirle bakar bir imajla, muazzam sütunlar
üzerine oturtulmuştu ve rahipler ince uzun gömlek ile hoş elbiseler
giyiyorlardı.” Şiirinden bir örnek: Bir bebeğin yaşayabilmesi için,
Onu emziren kişiye ihtiyacı vardır
Dünyanın da ayakta kalabilmesi için,
Onu yaratana ihtiyacı vardır.
Eğer bir anne, bebeğini doğurduktan sonra
Onu terk edecekse,
Ondan doğmamış olsaydı
Onun için daha iyi olurdu. Dünyanın yaratıcısı, dünyayı yarattıktan sonra,
Onu terk edecekse,
Onu başlangıçtan beri yaratmasaydı daha iyiydi.
Ne yaratıcı dünyayı,
Ne de anne çocuğunu bırakacaktır.
Eğer dünya yaratıcıyı unutacak olsa bile,
O, onu unutmayacaktır.
|