Okçuluk

OKÇULUK

Yüzyıllar boyu üç kıtada egemenliğini sürdüren Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde, özellikle savaş yıllarında önemi belirginleşen okçuluk, barış zamanında spor olarak geniş kitlelerce yapılırdı. Günden güne gelişen tekniklerle donatılmış okçuların bir birlik veya dernek çatısı altında toplanarak düzenli antrenman yaptıkları, sık sık yarışmalar düzenledikleri, rekor kıran atışların belirlendiği “nişan taşı” diktikleri bilinmektedir. İstanbul’daki Nişantaşı semti, o dönemin yaşatılan canlı bir hatırası olup, birçok yerde dikilmiş, üzerine gerekli bilgilerin kazındığı yazılı, sütun biçiminde mermer taşları bugün bile görmek mümkündür.

Dönemlerinde kullanılmış olan oklar görünüşlerine göre, dört ana bölümde toplanabilirler: Malzemesine göre, gövdesinin biçimine göre, tüy takılmasına göre (yelek yapısı), uç durumuna göre.

1- Malzemelerine göre olanlar:
a) Boru biçiminde olan, b) Ağaçtan yapılan biçiminde ayırabiliriz.

2- Gövde biçimlerine göre:
a) Tarz-ı has denilen özel biçimli oklar, b) Kiriş-endam adı verilen özel oklar, c) Şemendam yani mum boyundaki oklar, d) Hava gezi denilen, deneme atışlarında kullanılan oklar.

3- Tüy takılma biçimlerine göre ise şunlar vardı: pişrev, yeksuvar, zergerdan, kara batak, hâkî, azmayiş, puta, abriş, torba gezi.

4- Uçlarının durumuna göre:
a) Soya denilen kemikten yapılan uç, b) Temren denilen demir veya pirinç esaslı uç. Uzağa atış yarışmalarında soya, hedefe atışlı yarışmalarda ise temren uç kullanılması yaygındı.

Ok atma yarışmaları her zaman büyük bir ilgiyle karşılanmıştır. İstanbul’da birçok okçuluk derneği veya birliği çatısı altında yüzlerce okçu hem daha uzağa atarak rekor kırıp kendi adına bir nişan taşı diktirebilmek, hem de hedefli atışlarda namını duyurabilmek için gayret sarfetmişlerdir.





 
Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 1176 kez gösterilmiştir.